GELECEK NASIL GELECEK – 2050 (1)

Ömür dediğin üç gündür; Dün geldi geçti, yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür; o da bugündür. Usta şair Can Yücel’in bu mısraları aslında zamana nasıl bakmamız gerektiğini bize çok güzel özetliyor. Huzurlu ve mutlu bir yaşam için gerekli bakış açısının bu olması gerektiğine inanlardanım ben de. Fakat benim gibi birçok insanın yenmek şöyle dursun tıpkı deniz suyu içer gibi öğrendikçe daha çok öğrenmek istememize neden olan ve bastırılamayan merak duygusu hem zamanımızı hem de zihnimizi sürekli gelecekte tutuyor.

Modern araştırmalar ve gelişen tıp teknolojisi bugün bize insan ömrü için biyolojik sınırın 120 yıl olduğunu söylüyor. 2016 verilerine göre dünyada ortalama yaşam süresi 73 Türkiye’de ise 78 yıl. Bu veriler bize ortalama ömrün henüz biyolojik sınıra yaklaşmadığını da gösteriyor. Bu durumda benim gibi bugün 30’lu yaşlarında olan insanların verimli geçirebilecekleri yaklaşık 30 yılları var demektir. Teknolojinin öngörülemez hızda ilerlediği bu yüzyılda fütüristlerin gelecekle ilgili tahminleri çok geniş, belki büyük bir kısmı da gerçekleşecek fakat bugünden çok fazla kopmadan geleceği tahmin etmek daha doğru olacaktır. Bu yazımda güncel verilerden yararlanarak fazla ütopik olmayan öngörüler ile 2050 ye kadarki geleceğe bakmaya çalışacağız. Gelecek

Teknolojinin hızlı gelişimi bir yandan hayat kalitemizi yükseltirken diğer yandan da bizi çok büyük sorunlarla baş başa bırakıyor. Geleceği hayal ederken de hülyalara dalıp muhtemel sorunları asla aklımızdan çıkarmamalıyız.

 

                               OTONOM ARAÇLAR, ALTERNATİF YAKITLAR

 ABS, ESP, ASR gibi güvenlik teknolojileri, çarpışma önleyici sistemler, şerit takip sistemleri, yorgunluk algılama teknolojileri, akıllı farlar ve panellere rağmen hâlâ çok yüksek kaza oranlarına sahibiz. Bunun nedenini istatistiklerde görmek mümkün. TÜİK verilerine göre ülkemizde 2019 yılında meydana gelen kazalarda sürücülerin kusur oranı %88. Yani ne kadar iyi aracınız olursa olsun şoförünüz insan ise pek de güvende değilsiniz. 1970’lerde otomobil üreticileri sırf yaralanan birilerinin dava açmasından çekindikleri için arabalara hava yastığı koymaktan çekiniyordu fakat 2012 de Volvo yaya hava yastığı olan otomobil üretti. Bugün ise aynı üreticiler otonom (sürücüsüz) otomobil üretmek için yarış halindeler. 1987 de Mercedes firmasının öncülüğünde başlayan otonom araç üretimi BMW, Toyota, Ford ve General Motors gibi köklü firmalarının kurdukları şirketler ile devam etti. Fakat asıl değişim ve gelişim Silikon Vadisinde doğan teknoloji firmalarının işe girmesi ile oldu. Waymo, Uber ve elbette Tesla’nın cesur ve inovatif yaklaşımları bugün geldiğimiz noktada büyük pay sahibidir. Gelecek

OTONOM ARAÇLAR

Gelecek Otonom Araçlarda

Şuan için sürücüsüz araç teknolojisi yıllık %16 civarında gelişiyor (bu oranın ciddi hızda artacağı muhakkak) ve 2025 itibariyle de 900 milyar sterlinlik bir piyasa değerine ulaşması bekleniyor. Özellikle Tesla ve kurucusu Elon Musk bu konuda maliyetleri göz ardı ederek mükemmele ulaşması bekleniyor. Önümüzdeki yıllarda Tesla ayakta kalır mı bilemiyoruz ama gelişmiş otonom araçların hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olacağı su götürmez bir gerçek.

Bu yayılımı sınırlandıracak olan temel faktör ülkelerin karayolu ve altyapı kapasiteleri olacaktır. Her otonom sistemde olduğu gibi burada da doğru çıktılar için doğru verilerin girilmesi gerekecektir. Hız sınırlarının doğru belirlenmesi, trafik işaretlerinin yerinde olması, trafik akış yönlerindeki değişimlerin güncel tutulması gibi verilerin kesintisiz ve doğru bir şekilde aktarılması ve elbette gerekli altyapı yatırımları ile bunların fiziksel olarak doğruluğunun sağlanması hayati önem taşımaktadır.

Yakın gelecekte araçlar ile ilgili bizi bekleyen diğer bir değişimde kuşkusuz yakıtları olacak. Fosil yakıtların bir gün tamamen tükeneceği biliniyor ve özellikle son 20 yıldır alternatif enerji kaynakları üzerinde yoğun çalışmalar yapılıyor. Şuan bilinen kaynaklar içerisinde uygulamada en başarılı olan ikisi elektrik ve hidrojen. Hidrojenin doğada bol ve bedava bulunması, alt ısıl değerinin yüksek olması ve tamamen çevreci bir yapıda olması önemli avantajları olarak göze çarpıyor. Fakat motor veriminde meydana getirdiği düşüş ve henüz çözülemeyen depolama problemi pratikte ciddi sorunlar olarak önümüzde duruyor. Yanma ve depolama problemleri çözülürse hidrojenin geleceğin en önemli yakıtlarında olacağı kuşkusuz. Gelecek

2023’de yollarda olması planlanan yerli otomobil TOGG da dâhil olmak üzere yakın gelecekteki araçlar için öngörülen enerji kaynağı elektrik bataryaları. Çocuklar için uzun yıllardır üretilen “akülü araba” denilen oyuncaklarda kullanılan sistemin gelişmiş versiyonu olarak düşünebileceğimiz elektrikli araçlar şuan hemen her markanın en fazla AR-GE yatırımı yaptığı alan olarak görülüyor. Batarya teknolojisinin gelişimi ile menzil problemi – henüz yeterli olmasa dahi- çözülen elektrikli araçlar yollarımızda görülmeye başladı bile. Elektrikli araçlarının şüphesiz en önemli avantajı 0 emisyon ile çalıştıkları için daha çevreci olması. Her ne kadar elektrik üretimi için termik santrallerde salınım olsa da bu bireysel içten yanmalı araçlara nispeten çevreyi toplamda daha az kirletiyor.

Benzinli araçlara nispeten karbondioksit salınımı daha fazla olan dizel araçların 2030 yılında kadar kademeli olarak üretimden kalkması planlanıyor. Almanya Frankfurt’ta 2019 başlaması planlanan dizel yasağı mahkemeye takılmasına rağmen yakın gelecekte bunun uygulanacağına kesin gözü ile bakılıyor. İskoçya 2032, İngiltere ve Fransa ise 2040 yılından itibaren dizel araçları yasaklayacak. Elbette bu yasakların olabilmesi ve alternatif yakıtların yaygınlaşabilmesi ülkeler özelinde ciddi farklılıklar gösterecektir. Burada temel sınırlamalar altyapı seviyeleri üzerinden olacaktır. Elektrikli araçlar için şarj istasyonları, bakım onarım merkezleri, batarya tamir bakımı ve imhası temel sorunlar olarak görülüyor. Şüphesiz düşük nüfus ve yüksek kalkınma seviyeleri ile öne çıkan Kuzey Avrupa ülkeleri bu konuda da bir adım önde görülüyor.

Not: Hidrojenli araçlar ile ilgili detaylı bilgi için linkteki yazıma göz atabilirsiniz;

https://malzemebilimi.net/hidrojen-gelecegin-yakiti-olabilir-mi.html

 

                               ASTEROİT MADENCİLİĞİ

Küreselleşme ile hayatın birçok noktasında refah düzeyimiz arttı fakat tıpkı kredi çekip tatil yapan insanlar gibi sürekli olarak gelecekten borç alıyoruz. Fosil yakıtlar gibi değerli madenlerde sınırlı ve bir gün bitecek. BBC’nin 2012 araştırmasına göre PC, telefon gibi cihazlar ve silah üretiminde kullanılan platin ve kobalt 45 yıl içerisinde tükenecek. Bunlar gibi modern endüstrinin temel madenleri olan bakır, kalay, çinko, gümüş, kurşun ve altın gibi madenlerin de önümüzdeki 40-50 yıl içerisinde biteceği tahmin ediliyor.

ASTEROİT MADENCİLİĞİ

Asteroit Madenciliği

Bu durum için yapılabilecek iki şey var. İlki bunların yerine başka madenler koymak ikincisi ise yeni kaynaklar araştırmak. İlk yöntem hem uzun süreceği için hem de bulunacak yeni madenlerin de benzer akıbete uğrama ihtimali yüksek olduğu için ikinci yöntem daha mantıklı duruyor.

Dünyanın oluşumu sırasında soğuma ile beraber madenlerin büyük bir kısmı topraktan çok daha ağır olduğu için dünyanın merkezine çöktü. Yüzeye yakın olanlar ise yüzyıllardır insanlar tarafından mütemadiyen çıkarılıp kullanılıyor. Dünyanın merkezine doğru ilerledikçe ender metallere ulaşma ihtimali artıyor. Hatta bazı araştırmacılar yer çekirdeğinin yaklaşık olarak yüzde 2 sinin elmastan oluştuğunu iddia ediyor. Gerçek böyle midir bilemiyoruz ama kesin olarak bilinen şey şuan için bu kadar derinden maden çıkarmanın çok da karlı olmadığı. Gelecek

Bu durum bizi diğer maden kaynağı olarak görülen asteroitlere yönlendiriyor. Uzay boşluğunda neredeyse yerçekimsiz olarak dolaşan bu gökcisimlerinde evrenin varoluşu sırasında ortaya çıkan kayda değer miktarda ender element olduğu uzun zamandır biliniyor. 2010’lu yılların başından beri Amerika, Çin ve Japonya devlet eli ile asteroit madenciliği konusunda ciddi yatırımlar ile projeler başlattılar. Hatta Avatar’ın da yönetmeni olan James Cameron, Google kurucusu Larry Page ve Alphabet CEO’su Eric Schmidt’in de büyük yatırımlar yaptığı özel şirket Planetary Resources pastadan büyük pay almak için kolları sıvadı. Gelecek

Bu madencilikte izlenecek yol ise şu şekilde; uzay robotlarından oluşan insansız uzay araçları asteroidin yüzeyinden parçalar alacak ya da iyon motorları aracılığı ile asteroidi iterek ay yörüngesine sokacak ve bu yörüngede astronotlar asteroit üzerinde inceleme yapacak. Fakat birçok proje ve girişime rağmen şuan için sonuca en yakın ülke Japonya. 2014’te fırlatılan Hayabusa2 uzay aracı nadir elementlerin olduğu Ryugu asteroidine 2018 yılında ulaştı. Buradan topladığı örnekleri taşıyan kapsül ise Aralık 2020 de dünyaya iniş yaptı.

Örnekler beklentileri karşılar ve yerküredeki kaynakların daha ekonomik çıkarılmasının bir yolu bulunmaz ise asteroit madenciliği 30 yıl sonra yeryüzü madenciliğini geçebilir.

Yeterince gelişmiş bir teknoloji sihirden ayırt edilemez.

Arthur C.Clarke